Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2011 Perşembe

Acaba Geç mi Kaldık ?

Çok zorlu bir sürecin başındayız halen. Başkanımız, yöneticilerimiz ve çalışanlarımız hala tutuklu. Aylardır tüm sevenler adamakıllı bir uyku uyuyamadı. Herkesin aklını hep aynı cümleler kemiriyor . Ne zaman özgürlüğüne kavuşacak bu insanlar ???

Yürüyüşler, protestolar, kampanyalar vs. derken iki ayı devirdik. Bir sonuç var mı derseniz maalesef henüz yok. Kaybettiklerimiz var mı ? Çok var. Peki ya kazandıklarımız ??? Hiç o yönden baktık mı sizce bu olaya ?

Yıllardır şikayetçiydik. Bölünmüştük. Hepimiz ayrı telden çalıyorduk. Kimimiz A derken iki blok ötemiz Z diyordu. Ne bir bütünlük, ne birbirine sevgi, ne birbirine saygı. Hiçbir şey kalmamıştı o 52.000 kişilik kutsal yerde. Rant savaşları hüküm sürüp bilmem ne grubu şu blokta, o derneği bu blokta, şu zamazingolar şu blokta masalları ve hikayeleri ile yıllardır uyutulduk, uyuduk ve tükenmeye doğru hızla ilerledik. Her maç derdimiz öndeki ayakta izliyor maçı dur şunu oturtayım oldu. Ya da yanımızdaki insanlardan şikayetçiydik. Merdivende maç seyreden en büyük problemimizdi. Merdiven boşluklarına yapılan demir basamakları daraltıyordu aman kulübe yazı yazalım birer koltuk sökülsün bir rahat edelim tek dileğimizdi. Stada giriş çıkış bizim problemimizdi. Guiza vardı. 14 mio € a alınmıştı gol atamıyordu ama. Senelik ücreti de yüksekti. Selçuk Şahin uzun pasla atağın yönünü değiştiremiyordu e o zaman hemen ıslıklamak lazımdı. Migros'a kombine yapılmıyordu, böyle iş mi olur bizim grup orada ya ona tavırdan yapmıyordu başkan. Hani herşey düzgün olunca ilişkisinde problem çıkarmaya çalışan çiftler vardır ya. Aynı onlar gibiydik. Kendi içimizde, kendi kendimizi yedik, yedik, Allahtan bitiremedik. İyi ki beceremedik bunu. Sonra ne mi oldu ? 3 Temmuz sabahı bir anda kafamızın tam ortasına bir balyoz yedik. Belki de iyiki de yedik dememiz lazımdı. Yoksa biz kendimizi içten bitirecektik.

Benim gibi eski tribüncülerin dilinden düşmeyen bir cümle vardır. Hepimizin özlediği, hepimizin tekrar orada olalım dediği. " Eski Numaralı Ruhu". Şimdiki genç arkadaşlarımızın yaptığı gibi birilerinin peşinden gitme gereği duymayan, önceliği ve tüm konsantrasyonu Fenerbahçe üzerine olan bir topluluktuk. Haksızlığa her türlü demokratik tepkimizi koyar, sonuna kadar mücadele ederdik.



Bugün baktığımda tekrar o kısır kavgaların bitmeye başladığını gene tek çatı altında mücadele etmeye başladığımızı, gene insanların sadece Fenerbahçe için enerjilerini harcadıklarını görmek cidden güzel. Belki de buna ihtiyacımız vardı bilmiyorum. Türkiye'nin önünde durulması en büyük gücü var elimizde. Biz kendi kendimize bunu yok etmeye başlamışken, bu olay tekrar bizi bir araya getirdi; tekrar o tek yumruk olmaya doğru adım attık. Ama kafamda tek bir soru var...

ACABA GEÇ Mİ KALDIK ???

27 Nisan 2011 Çarşamba

Aykut Hoca...

Uzun zaman sonra yazacağım yazının tek haklı sahibinin hoca olacağını düşünüyorum. Kısa bir analiz yapmaya çalışacağım.

Aykut Hoca'yı neredeyse çocukluğumdan beri iyi kötü tanırım. Futbolcuyken de aynı insandı, İstanbulspor'a gittiğinde de aynı, Ankara'da da aynı ve yuvasına döndüğünde gene aynı oldu. İnanılmaz düzgün, inanılmaz seviyeli, aklı başında, araştıran ve kendini geliştiren bir insandır hoca. Yeri geldi çok eleştirdim. Yeri geldi çok övdüm.

Şu ana kadar tek bir hata yaptı. O da Fenerbahçe'de başarısız olurum korkusuyla çok yanlış insanlara danıştı. fikir aldı. Hatta bazı cümleleri direk basın toplantısında medya ile paylaştı. Ne zaman korkunun ecele faydası olmadığını anlayıp kendi oldu. O zaman gerçek Aykut Hoca sazı eline aldı.

Tek bir olaydan eminim. Bu adam her şeyiyle Fener için yaşıyor. Gelelim ilk yarıdaki hocayla; ikinci yarıdaki hoca arasındaki farka.

1-) AKIL HOCALARI :

Hocanın sene başında bazı kararları alırken malum kişilere danıştığını ve onların fikirlerinden etkilendiğini biliyoruz. Alex olayı - sene başındaki takım tertipleri hep büyük takım acemiliğindendi. Akıl danıştığı kişilerde onu yanlış yönlendirince ortaya ilk yarıdaki hazin tablo çıktı.

2- ) TAKIM İÇİ İLETİŞİM :

Hoca ilk yarıda muhatap olarak genelde belli başlı oyuncuları görüyordu. Daha otoriter olmak adına çoğu zaman Emre-Volkan-Alex ve Lugano ile fikir alışverişinde bulunuyordu. Ne zaman devre arası tüm takım arkasında durdu, o milat oldu ve tüm takımla ilgilenip Berk'ten Hasan'a kadar en genç oyuncusuna bile güven aşılamaya başladı.

3- ) Alex De Souza :

Aslında en suçsuz olduğu konuydu bu. Çünkü kendisi Alex'i beğenen ancak etraftan gelen baskılar neticesinde bazı rahatsız olduğu olayların daha da üstüne giden roldeydi. Ne zaman kendi fikirlerini ön plana aldı, o zaman Alex'i kazandı. Ne zaman Alex'i kazandı, o zaman takımın havası değişti.

4-) Kondüsyon Çalışmaları :

Sene başı hazırlık kampında sene başında olası sakatlıklardan korktuğu için kondüsyon çalışmalarını çok yoğun yapmamıştı hoca. İlk senesinde ağır bir sakatlık sonucu gelecek kötü sonuçlardan korkuyordu. Ne zaman ya herru ya merru oldu o zaman hoca anladı ki yanlış yaptı. İkinci yarı hazırlık kampında kondüsyon çalışmaları inanılmazdı. Böylece ilk yarıda son 30 dk oyundan düşen takım bir anda dirildi.

5-) Taraftar :

Hoca ilk yarıda hareketleri ve açıklamaları ile taraftarla olan bağını koparmaya yakındı. Ne zaman şapkasını önüne koyup tekrar taraftarın taptığı Aykut Kocaman oldu o zaman tribünleride kazandı. Takımı sahiplenmeyen tribünler gidip, yerini takımı sonuna kadar destekleyen taraftarlar gelince bir anda kulübün tüm enerjisi değişti.


Özetlersek hata olarak değerlendireceğimiz tüm olayların sebebi aynı yere çıkıyor. Acemilik. Ya başarısız olup, tarihin tozlu sayfalarında yer alırsam baskısı. Ne zaman kendi oldu. O zaman " Nasıl koydu Aykut Kocaman" döndü.

28 Ocak 2011 Cuma

Devre arası & Nostalji & Transfer

Uzun bir ara vermek zorunda kaldım Bloga. Normaldir sağlık sorunları ailede diz boyu oldu. İnsan böyle zamanlarda büyüdüğünü hissediyor adeta. Bir anda ne olduğunu şaşırıyorsun.

Dönelim konularımıza...

Devre arası bitti. Lig başladı. Kimine göre iyi bir devre arası geçirip tekrar takım olduk. Kimine göre kadromuz yetersiz ve ne yaparsak yapalım bir sonuç alamayacağız. Ben size duyduklarım ve bildiklerimi aktarayım takımla ilgili.

Öncelikle çalışmaların İstanbul ayağının gayet vasat, moralsiz ve tek düze geçtiğini belirtmekte fayda var. Alex'in kontrat sıkıntısı, Aykut Hoca'nın moralsizliği, takımın üstüne çöken karamsar hava derken takım için koş koştan başka hiçbir işe yaramayan bir çalışma dönemi oldu Samandıra'da. Kafasında takımı bitirmiş olan Kazım ile Gökhan Ünal'a yol verildi. Kazım'ın bedelsiz bırakılmasının sebebi kulüpten 2011 senesi içinde alacağı Aralık ayı taksiti dahil 1,3 mio€ olması idi. Neticede sene sonunda hiç oynamadan bu kadar para alacağına, bonservisi alacağı karşılığı verilerek serbest bırakıldı. Galatasaray'a gitmesi bazı insanları endişelendirsede Aykut Hoca'da, Hagi'de geride kalan tüm futbol camiası Kazım'dan birşey olmayacağını biliyor. Adamın transfer sebebi tamamen taraftarı havaya sokmak içindi ancak tam tersine gayet olumsuz karşılandı bu transfer. Orada da başarısız olacaktır. Bence yönetimin son dönemde yaptığı en olumlu hareketti Kazım'ın bırakılması. Ona verilen şans hiç bir oyuncuya verilmedi. Tüm Fenerbahçe kariyerine bir Gs, bir Chelsea ve bir de Honved maçı sığdırabilen, diğer maçlarda vasatı hiç bir zaman aşamayan, tek yaptığı orta yapacağına çaprazdan abuk sabuk şut vuran bir adamdan bahsediyoruz. zaten Baros olurda dönerse kendisi yedek kulübesine hapsolur oradan da alemlere akmaya devam eder.

Gökhan kendi ayrılmak istedi oynama şansı yakalayabilmek için. Bedelsiz kiraya verildi. Neticede forma girerse çok çok kötüde olsa bir alternatif olabilir. Tekrar yazıyorum kendisi bence büyük takım oyuncusu değildir.

Samandıra'daki keyifsiz antremanları, Yeni Malatya maçı takip etti. Ruhsuz, şuursuz futbol kupadan elenmemize neden oldu. Dediğim üzere o ana kadar takım birbirinden tamamen kopuk ve umursamazdı. Oyuncular adeta antremanları bitse de gitsek modunda yapıyordu. Bunun sonunda olan da her zaman olduğu gibi taraftara oldu. İğrenç bir mağlubiyet daha hazmetmek zorunda kaldık. Olanlar ise o andan sonra oldu. Tüm takım Malatya'daydı. Canı burnuna gelen ve kesin olarak kovulacağını düşünen Aykut Hoca kimi şehir efsanesi olduğunu düşünsede o iki cümleyi söylemiş. " Hepinize teşekkür ederim. El birliğiyle amacınıza ulaştınız. " Bu iki cümleden sonra kapıyı vurup çıkmış. Yabancılar tercüman vasıtasıyla ne olduğunu öğrenmeye çalışırken Emre inanılmaz bir çıkış yapmış. " Eğer bugünden sonra elini taşın altına sokmayacak varsa bu soyunma odasından ....... gitsin. " Ortam iyice gerilmiş. O ana kadar gıkını çıkarmayan bir ton futbolcu birbirine sen şunu yapmıyorsun sen bunu yapmıyorsun diye çıkışmışlar. Kavga gece otelde de devam etmiş. Emre, Alex ve zannedersem Volkan başkanla konuşup suçun kendilerinde olduğunu hocayla alakalı olmadığını söylemişler. Başkanın açık söylemek gerekirse öğrendiğim kadarıyla zaten Aykut Hoca'yı kovmak gibi bir düşüncesi yokmuş. Ancak oyuncuların bu desteğini görünce Başkan, Hocayı aramış ve çık yarın basın toplantısı yap soruları yanıtla ve rahat ol seninle ilgili bir problem yok demiş. Oyuncuların kendi aralarında konuştuğu olaylar arasında gazetelere de çıkan bu adam bizi bir kere olsun satmadı ama biz onu hep yüz üstü bıraktık lafı gerçekten söylenmiş. Lafın sahibi tahmin edeceğiniz üzere gene Emre.

Aslında bu olan tüm olaylar Zico dönemini anımsattı bana. Zico döneminde de bir dönem kötü sonuçlar alınmış ve oyuncuların özellikle Tümer, Ümit ve tuncay önderliğinde kitlenmesiyle olaylar pozitife dönmüştü. Hatta başkan Zico'nun kardeşi ile kavgasından sonra tüm ekibi kovmayı düşünmüştü. Hatta olayın ertesi günü Spalletti'ye açık çek verilmişti. Daha sonra ise kararından vazgeçti. Bu olaydan vazgeçmesinin temel sebebide oyuncuların, hocaları ile kitlenmesi olmuştu. Size açık söyleyeyim. Şu anda takımdaki 26 kişiden sadece 3-4 oyuncu hocayı sevmiyor. Geri kalan hepsi hocayı gayet sahiplenmiş durumda. İsimleri zaten az çok tahmin ediyorsunuzdur. Kafanızda olmayan tek ismi söyleyeyim. O da Stoch. Aralık ayında başka takıma kiralık olarak gitmek için  yönetime başvurmuş ancak olumlu cevap alamamış. Devamlı yedek kalmaktan rahatsız ve transfer döneminde kandırıldığını düşünüyormuş. Ona çünkü takımın taşıyıcısı olucan, en önemli parçası olucan gibi sözler söylenmiş. Kendisinin düşük form durumunu pek göz önünde bulundurmuyor anlaşılan. En önemli sorun bu tip adamlarda her zaman söylediğim üzere aldıkları para. Bir oyuncu düşünün. Hayatı boyunca maksimum 250.000€ kazanmış. Siz adama bir anda 8 senelik parasını 2 mio€ verirsen böyle adam rahatlar ve düşer. Sayısal çıkan gariban çiftçi olayı.

Bu olayların hepsinin sonunda Antalya kampı tam olarak kenetlenip, tekrar takım olmanın yolunun açıldığı bir periyod olmuş. Takımın önde gelenleri devamlı motivasyon toplantısı yapmış. Selçuk'un neden bir anda ilk 11'e girdiğini de söyleyim. Emre hocayla konuşmuş. Yanımda tekmeye kafa uzatan adam oynasın bende rahat olayım hocam Cristian'la oynarken rahat ileri gidemiyorum, Selçuk yanımdayken daha rahatım diye bir konuşma yapınca Selçuk yeni transfer gelene kadar ilk 11'e girmiş.

Ve herkesin merak ettiği konu transfer. Öncelikle daha önce bu blogda yazdığım bir isim gündemimizdeydi. Ben birazda ondan yazmıştım hem twitter'a hem buraya. Granqvist devre arası alınmak istendi ama olmadı. Ancak sene sonu büyük ihtimalle formamızı giyecek. Ben bu olayı Kasım ayında duymuştum. Sonra  dedikodular çoğaldı. Arkadaşın bloga girme sebebi buydu. Herkes haber çıktıktan sonra nereden duyduğumu sordu. Onu tabii ki söylemeyeceğim ama keşke defansa Granqvist'i ileriye de Huseklepp i alsak tweet'i tesadüf değildi belli bilgiye dayalı idi. Huseklepp sonra gündemden düştü ama Granqvist er ya da geç formayı giyecek gibi gözüküyor.

Aykut Hoca'nın basın toplantısında bahsettiği ismi soruyor herkes dünden beri. Bildiklerimi söyleyeyim o zaman. Veloso haberleri doğru. Genoa ile kiralık olarak anlaşıldı ama satın alma opsiyonunu daha vermeye yanaşmamışlar. Bizde kiralık almak istemiyoruz. O yüzden o transfer şu an zor. Ama tabii son gün neler olur bilemem. Ağırlıklı olarak üstünde durulan isim Matuidi. Orada da oyuncu ile ilgili birkaç sorun var. Ama aşılamayacak şeyler değil neticede her zaman para konusur bu işlerde biliyorsunuz. Ben en yakın olarak kulübe Matuidi'yi görüyorum. Bir muhabir arkadaşımla dün gece konuştum. Bana gene bir keşif yapmış olabilirler abi süpriz bir isme hazır olmak lazım dedi. Neticede ucu çok açık. O yüzden pek üstünde durmadım. Duyduğum isimler bunlar. Bana Matuidi en ağırlıklı ihtimal olarak geliyor. Zira kendisi ön libero, sol bek hatta gerekirse defans oynayabiliyor.

Üşenmedim tekrar yazdım. Sonuna da dünkü gelişmeleri ekledim :)

Saygılar...

14 Aralık 2010 Salı

Transfer nasıl yapılır ????

Kulüp yönetimi olarak her sene en iyi kadro kurmak için sağa sola saldırır, görüşmeler yapar,milyonlarca Euro'yu transfer parası için harcarsınız, takımı en kaliteli hale getirmeye çalışırsınız. Oyuncuların tüm sorunları ile ilgilenir, bir yandan da kurumsal yapı gereği tesisleşme ve ekonomik faaliyetleri yönetirsiniz.

Bu maddeleri daha onlarca yazabiliriz.

Hangi maddeler sizce gerçekleşiyor ?? Kim üzerine düşen görevi yapıyor ? Kim yapmıyor ?

Öncelikle kulüp yönetimi. Kimsenin sesi tesisleşme ve ekonomik durum için çıkmaz zaten. Kulüp uzak ara Türkiye'nin bu konuda en büyüğü. Şimdi insanların sportif başarısızlık olduğu için hırsla yaklaştığı bu tesislere bundan 5 sene sora bir başka yönetimin elinde herkesin şapka çıkartacağı gerçeğini lütfen kimse kimseden gizlemesin.

Transfer olarak baktığımızda tabii ki eksikler görülüyor. İstediğiniz sportif direktörü getirin, istediğiniz yöneticiyi bulun ama Türkiye'de maalesef hala transfer nasıl yapılır bilinmiyor. Dünyanın en büyük menejerlik şirketleri nasıl çalışır, transfer nasıl ucuza yapılır, ben çoğu kulübün bildiğini düşünmüyorum. Bu dönemde bonservis parası vermek kadar büyük saçmalık olamaz. Bir kere Shortlist diye tabir ettiğimiz yani sene boyunca izlenen oyuncular kısmına gelirsek, bu sadece son 2 senedir kulübümüz tarafından yapılmaya başlanan bir uygulama. Yani bir sonraki senenin transferlerini uzun bir dönem takip ediyoruz artık. Ama ne kadar başarılıyız bu konuda sorgulamak lazım. Bu liste oluşturulurken kriter nedir ?? Bu adamları uzun süre izleyip sonra gidip 5 mio€ bonservis ödüyorsan zaten tüm sistemini revize etmen lazım. Bunlar direk fiyaskodur çünkü. Burada amaç ucuza iyi oyuncu bulmaktır. Bir kaç örnekle konuyu size özetleyeyim.



Rasmus Elm : 22 yaşında. İsveçli. Ofansif orta saha oyuncusu. Şu anda Hollanda'nın AZ Alkmaar takımında oynuyor. 2,6mio€'ya 2009 senesinde İsveç'in Kalmar takımından transfer edildi. Şu anki bonservis değeri 5 mio€ civarında. 25 yaşındaki tahmini bonservis değeri, bu gelişimi ile devam ederse 12mio€.


Andreas Granqvist : 25 yaşında. İsveçli. Defans oyuncusu. Hollanda'nın Groningen takımının oyuncusu. 880K€'ya Wigan Athletic takımından 2008 senesinde transfer edildi. Wigan'a 22 yaşında 176K€'ya gelmişti. Şu anki bonservis değeri 3mio€. 27 yaşındaki tahmini bonservis değeri, bu gelişimi ile devam ederse 7,5mio€. 


Mike Jensen : 22 yaşında. Danimarkalı. Orta saha oyuncusu. Danimarka'nın Brondby takımında oynuyor. Alt yapıdan yetişme. 2009 yılında pişmesi için Malmö'ye kiralık gönderildi. Şu anda bonservis bedeli 1,75mio€.  25 yaşındaki bonservis bedeli, bu gelişimi ile devam ederse 8mio€.

Bu adamlar büyük ihtimallle sene sonunda İtalya,İspanya ve Almanya gibi büyük liglerde oynayacaklar. Bakmayın hepsinin İskandinav olduğuna. Elime gelen raporlar arasından seçtim 3 tane onları yazdım. Bizim sistemimiz ise tamamen farklı. Göz önündeki adamlara yöneliyoruz. Böyle olunca da bonservis 6-7 mio€'dan açılıyor. Dia'yı siz 2006 yılında Amiens takımından Nancy'e gitmeden keşfetmelisiniz. O zaman 6mio€ değil Nancy'nin yaptığı gibi 1mio€ verirsiniz. Dia'yı bize 6 mio€'ya satan Nancy sizce ne yaptı ???  Boulogne takımından 100K€'ya Alexandre Cuvillier'i kiraladı. Nedenini söyleyeyim. 2011 yılında kontratı biten Dijon takım oyuncusu Sebastian Ribas'ı bedelsiz renklerine bağlayacaklar. Transfer böyle yapılır. Adamı bedavaya alacaklar 24 yaşında 5-6 mio€'ya gene bizim gibi bir takıma satacaklar.



Ne zaman biz de böyle planlı programlı çalışırız. O zaman Dia'ya 6 yerine 1 verip 10'a satarız. Dia'nın sözleşmesine de 15 mio€ serbest kalır diye madde koydurduk yaşasın diye saçma sevinçler yaşamayız.

9 Aralık 2010 Perşembe

Ankaragücü Maçı Hazırlıkları... + Transfer gelişmeleri

Devrenin bitmesine iki hafta kala gene kritik bir deplasman maçında Ankaragücü karşısına çıkacağız. Geçen sene yaşananları hepimiz biliyoruz. Futbolculuğunda çok sevdiğim Ümit Özat'tan teknik direktörlüğünde nefret etmeme kadar giden olalar zincirini eminim hepiniz hatırlıyorsunuzdur. Bu maçta büyük ihtimalle farklı olmayacaktır. Geçen sene yolumuza taş koyamamanın verdiği hırsla ve Türkiye kupasında takımın hiç ciddiye almadığı maçı yenmesinin getirdiği motivasyon ile gene saldır saldır futbolu oynatacaktır Ümit Hoca. Ancak tabii karşısında bu sefer aynı takımın olmadığını pek hesaplayacağını zannetmiyorum zira kendisinin son 2 aydır temel hesabı kulüpten ne kadar alacağı olduğu ile ilgili. Villadan kazandığı paralara saysın, sonra konuşsun. O konuda bayağı geniş bilgiye sahibim, bir ara uzun uzadıya yazarım.

Hafta sonu maça Volkan - Gökhan - Lugano - Yobo - Caner - Emre - Cristian - Dia - Topuz - Alex- Niang on biri ile çıkmamızı bekliyorum. Niang ve Caner'in dün antremanda geçirdiği sakatlıklar pek önemli değilmiş. Duruma göre ikisi de bugün dinlendirilecekmiş. Guiza gene kadroya alınmayacak. Yanlız arayı hızla kapatıyormuş Türkiye kupası maçlarında sahada görürsek şaşırmayalım.

Maçın teknik analizini yapmayacağım zira böyle maçlarda istediğiniz kadar konuşun olay sahada bitiyor. Özellikle bu sene Fenerbahçe bizi hep ters köşe yapmakta çok maharetli. İlk yarı farklı takım, ikinci yarı farklı bir takım çıkıyor sahaya adeta. Ama ben Ankaragücü'nün gerideki zayıf yapısı nedeniyle Alex'ten özellikle ek katkı bekliyorum bu maçta. Türkiye'ye geldiği ilk senelerdeki kabusu olan Hürriyet gene marke edecektir maç boyu ama Alex artık gerçekten aştı bu adam markajı işini. Tabii bunda Emre'nin sazı ele almasının etkisi büyük. Baktı adam peşinden ayrılmıyor, giriyor iki stoperin arasına orta sahayı boşaltıyor, bir anda bizim sağ kanat inanılmaz işlerlik kazanıyor geniş alandan dolayı. Bu maçta Dia faktörüde sahada olacak, o yüzden ben genel olarak rahat bir mücadele bekliyorum.

Transfer konusuna gelince. Dün duyduğum bir olay beni bayağı şaşırttı. İki transfer istiyormuş Aykut Hoca. Bir stoper ve bir orta saha. Orta saha oyuncusu klasik bir ön libero olmayacakmış. Tipik bir orta saha oyuncusu istiyormuş. Benim kulağıma bir isim geldi. Bunu teyit ettirdikten sonra buraya yazacağım.

Stoper işi ise kontenjana bağlı olacak. Santos ve Cristian'ın yollanma olayı rafa kalktı gibi. Santos'a sadece uçuk bir teklif gelirse yollanması gündeme gelebilir. Bu arada Santos devreyi tüm takımdan bir hafta önce açıcakmış diye duydum. Fazla kilolarını vermesi için yoğun bir program uygulanacakmış.

Stoper için yurt dışında oynayan yerlilere yöneleceğiz gibi gözüküyor. Bir muhabir arkadaşım Kuzey Avrupa'dan hem stoper hem ön libero oynayabilen bir oyuncu takip ediyorlar dedi ama ismi söylemedi. Bunu da öğrenirsem buradan yazarım.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Fenerbahçe : 2 - Kardemir Karabük : 1

Bol mücadeleli ve gollü geçmesi beklenen maç, beklentilerin çoğunlukla uzağında kaldı. Gol pozisyonu açısından özellikle FB beklentilerin uzağında kaldı. Temel olarak neden araştırmaya gerek yok zira takımın hucum hattında Niang ve Stoch'un ciddi form düşüklüklerini temel sebep olarak yazabiliriz bu konuya. Aykut hoca maçtan sonra kafasında maça Dia ile başlamak olduğunu ancak oyuncunun sakatlığından sonra Stoch'a döndüğünü belirten bir açıklama yaptı. zira bence de bu doğru karar. Stoch saman alevi gibi oyunda sadece bir iki kere parlayıp sonra temelli kayboluyor.  Niang sakatlığından sonra ürkek ve tedirgin oynuyor. bu da saha içindeki hareketlerine yansıdı. Mümkün olduğunca ikili mücadeleye girmemeye çalışıyor zira benim anladığım hala canı acıyor. Bu dönemde hazır rahat takımlarla oynarken Semih'i kullanmak daha doğru diye düşünüyorum. İki maç oyuna ihtiyaç halinde girse bence daha faydalı olur, hemde Semih formunu üst düzeye çıkarmışken daha fazla süre almış olur.

Maçın özeti Karabük'ün birbirinin kopyası iki pozisyon bulup gole çevirmesi ve bizim artık klasik diyebileceğimiz frikik organizasyonu ile attığımız gol ve Mehmet'in harika ortasına Alex'in geriden koşu yaparak tamamlamasıydı. Semih'in 90.dakikada kaçırdığı golü saymıyorum zira oyuna daha yeni girmişti, böyle durumlarda ben genelde forvet oyuncusunu golü kaçırdı diye suçlamam. Üç puan önemliydi aşağı ve yukarı ile puan farkını korumak için. Devre arasına bu durumda girersek ciddi bir avantajımız var diye düşünüyorum. İçeride ki Trabzon maçı kilit olur zira puan farkı düştüğü andan itibaren ben TS'nin o baskıyı kaldırabileceğini düşünmüyorum. Bursa zaten geçen seneki takım değil. Kayseri yavaş yavaş aşağı iner. Ne olursa olsun bence bu sene ilk 4'ü dört büyükler tutacak. 6s dahil herkesten ikinci yarı çok ciddi bir yükseliş bekliyorum.

Teknik açıdan maçı incelersek kör dövüşü bir maç oldu. Fazla boğuşmadan futbolun güzelliklerini izleyemedik dersem yeridir. Tabii ki Alex'i farklı bir yere koyuyorum bu konuda zira gene yaptığı enfes hareketlerle gözümüzün pasını sildi.

Puan maçıydı, kazandık, ikinci yarı sakatların iyileşmesi ile çok daha iyi bir Fenerbahçe'yi sahalarda göreceğiz. Bu konuya inancım tam. Ankaragücü maçı gene sıkıntılı bir döneme denk geliyor. Çok sevgili eski kaptanımızın gene gözünü hırs bürür büyük ihtimalle ve sert,gergin bir mücadele bizi bekler. Umarım herhangi bir sıkıntı yaşamayız.

Transfer konusuna gelince. Her gün yeni dedikodular çıkıyor. Bu sene şampiyonluğu riske atma lüksü yok bu yönetimin. Bu yüzden ne gerekiyorsa yapılır diye düşünüyorum.


Karabük maçında sahanın en iyileri : Emre - Cristian

Takımın en kötüsü : Stoch

Ayrıca artık Aykut Hoca'nın oyuna müdahele konusunda kendini biraz değiştirmesi lazım. Alex'in çıkmaması gereken maçta 70'de cart diye oyundan alıyor. Sahada olmadığı dünkü maçta 90.dakikaya kadar sahafa tutuyor. Çok tutarsız davranıyor. Temel sebep kim dersiniz. Basın sağolsun.

5 Aralık 2010 Pazar

Ön Libero Basit Oynar...

Geçen hafta yazdığım ön libero basit oynamalı bu yüzden Cristian gerekirse her topu stopere atabilir tezi bugün bir kez daha gerçek oldu. Bursaspor ön liberosu rahat durumdaki Vederson'a döneceğine ileri markaj altındaki Batalla'ya pası atınca topu kaptırıp kademeden gol yediler. Yazdığım paragrafı aşağı kopyalıyorum.

Buyrun burdan yakın...

" Golümüz için yorum yapmıycam zira Cristian konusunda görüşümü herkes biliyor. Bence böyle moralinin yüksek olduğunda iyi oynayan bir futbolcunun bence çok üstüne gidiliyor. Tamam her maç iyi performans sergilemiyor ancak bence kendisinden istenen görevi iyisiyle kötüsüyle yapmak için mücadele ediyor. Dikkat ettiyseniz burada defalarca Cristian'ı savundum ancak hiç bir zaman Santos için kılımı kıpırdatmadım. Santos belki Cristian'dan 10 kat kaliteli futbolcu ancak hiç bir zaman takım için savaşmıyor. Ben de bu yüzden hiç bir zaman herhangi bir yazı yazmak gereği hissetmedim. Ama Cristian için hiç bir zaman böyle bir şey söyleyemezsiniz. ( Antep maçındaki o 10 saniye hariç ) Orada da kendi kendine dırdırlanıyordu zira hata yapmıştı. Anlık bir kopma vardı. Yoksa ben kesinlikle mücadele etmiyor diyen herkesle sabaha kadar oturur tartışırım. Adam top çalmada takım lideri. Şurada çoğu insan yanılıyor. Hep geriye oynuyor eleştirisi. Ön libero garanti oynamak zorundadır. O yüzden risk almaz. Bunu herkes anlasın lütfen. Futbolda atılan gollerin %20 si neredeyse hucuma çıkarken kaptırılan toplarla yenir. O yüzden Cristian'ın ya da hiç bir ön liberonun riskli pas atma lüksü yoktur. O yüzden Cristian garanti pas kullanıyor mümkün olduğunca. Pazartesi günü Barcelona - R.Madrid maçı var. Barcelona ön liberosu Sergio Busquets'in kaç kez iki stoper ya da beke pas attığını saat 23:45'te buraya yazacağım. Ondan sonra hep beraber oturup tartışırız. "

30 Kasım 2010 Salı

Ön Libero Nasıl Oynar ?

Dün gerçekten son senelerin en dominant, en ezici futbollarından birini izledik. Size Belediye maçından sonraki yazımda Barcelona ön liberosu Busquets'in oyun içindeki pas trafiğine dikkat etmenizi ve kaç tane öne riskli pas attığını mümkün olduğunca sayacağımı belirtmiştim. Gözden kaçırmış olabilirim belki maksimum 2 tane ama Busquets dün sadece ve sadece 4 kez ileri doğru top kullandı. Geri kalan tüm pasları Puyol-Pique-Abidal-Alves-Xavi-Iniesta'ya verilen garantili yan paslardı. Düşünün Barcelona gibi akıcı pas trafiği olan devamlı boşa çıkan oyuncularla dolu bir takımda adam devamlı garanti yan pas oynadı.

Peki bunun nedeni ne ???

Daha evvelden de burada bu konuyu dile getirdim. Ön libero bir takımın en hassas noktasıdır. Ön liberonun topla çıkarken kaptırdığı bir top genelde 3'e 3 kontra atak beraberinde getirir. O yüzden mümkün olduğunca az pas hatası yapmalısınız. Bu yüzden de gerektiğinde risk almamak için geriye pas yapılır. Barcelona takımının ön liberosu bile risk almıyorsa ( Herkes boşa kaçıyor, pas vermek için birden çok opsiyon var ) Fenerbahçe takımının ön liberosundan biz risk almasını ne kadar bekleyebiliriz ? Şöyle düşünün maçı dikkatli izlediğinizde kaç kişinin boşa kaçtığını görüyorsunuz ? Herkes sırtında markajcısı ile bekliyor. Doğal olarakta pas verecek adam ya Emre oluyor ya da stoperler ile bekler. Bir ön liberonun risk almasını bekleyebilmeniz için önce takımın diğer oyuncularının boş alanlara deplase olmasını beklemelisiniz.

Belki de oyuncuları gereksiz hırpalıyoruz ne dersiniz ?

27 Kasım 2010 Cumartesi

İBB : 0 FENERBAHÇE : 1 (Şans bizimleydi)

Maça rüzgarın tersine başlayınca açıkça biraz korkmuştum. Malum Olimpiyat Köy Stadın da rüzgarı kim arkasına alırsa o avantaja sahip oluyor. Maça İBB hızlı başladı. İlk 10 dakikada  İbrahim Akın'ın üç tane şutu var kaleye. Tabii bu şutların çoğunda orta sahamızın hatası var. Neticede maç toplantısında kesin İBB'nin en önemli hucum silahının İbrahim'in uzaktan attığı şutlar ve yaptıkları verkaçlar olduğunu Aykut Hoca bahsetmiştir.. Takım aksadı şans yanımızdaydı Volkan 1 tane kritik topu çok iyi çıkardı. Diğer ikisi ise sıkıntı yaratmadı kalede. Tabii kornerden topun gelişine yaptığı vuruş kaleyi tutsa %90 tabelayı değiştirirdi. Umarım bu formunu devam ettirir zira sene sonunda büyük ihtimalle kadromuza katılacak kendisi. Çok yakından takip ediliyor.

15.dakikadan sonra oyun insiyatifini ele alan, ileride ciddi anlamda pres yapan, Saraçoğlu'nda oynuyor havasında bir Fenerbahçe vardı sahada. Her an rakibe basan, yerden başarılı paslarla hucuma çıkan, ne yaptığını bilen bir takım vardı sahada. Burada Gökhan - Mehmet ikilisinin inanılmaz başarısını göz ardı etmemek lazım. Gökay için hafta arası ayrı bir yazı yazıcam zira yıllar sonra Okan Alkan ve Gökay'ı takımda görmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Gökay sanki senelerdir takımda forma giyiyor o özgüvenle varını yoğunu sahada veriyor. Emre'nin yokluğunda gerçekten takıma inanılmaz bir katkı verdi. Böylece hem bir oyuncu kazandık hem de alt yapımızın aslında o kadar boş olmadığını görmüş olduk. Her zaman söylerim yıllardır nice değerler böyle kayboldu, umarım bundan sonra aynı hataları yaparak genç değerlerimizi kaybetmeyiz ki bunun olacağını hiç sanmıyorum zira Aylut Hoca takım için varını yoğunu mesai olarak veriyor. Size şöyle bir bilgi vereyim. Alt yapıdaki tüm oyuncuların performans raporu her hafta hocanın önüne konuyor. Zira kendisi mümkün olduğunca tüm alt yapı maçlarını izliyor. O yüzden bir iki sene içerisinde Fenerbahçe ilk 11'i içide Okan - Gökay - Recep - Beykan - Berk gibi isimleri görürseniz hiç şaşırmayın derim.

Golümüz için yorum yapmıycam zira Cristian konusunda görüşümü herkes biliyor. Bence böyle moralinin yüksek olduğunda iyi oynayan bir futbolcunun bence çok üstüne gidiliyor. Tamam her maç iyi performans sergilemiyor ancak bence kendisinden istenen görevi iyisiyle kötüsüyle yapmak için mücadele ediyor. Dikkat ettiyseniz burada defalarca Cristian'ı savundum ancak hiç bir zaman Santos için kılımı kıpırdatmadım. Santos belki Cristian'dan 10 kat kaliteli futbolcu ancak hiç bir zaman takım için savaşmıyor. Ben de bu yüzden hiç bir zaman herhangi bir yazı yazmak gereği hissetmedim. Ama Cristian için hiç bir zaman böyle bir şey söyleyemezsiniz. ( Antep maçındaki o 10 saniye hariç ) Orada da kendi kendine dırdırlanıyordu zira hata yapmıştı. Anlık bir kopma vardı. Yoksa ben kesinlikle mücadele etmiyor diyen herkesle sabaha kadar oturur tartışırım. Adam top çalmada takım lideri. Şurada çoğu insan yanılıyor. Hep geriye oynuyor eleştirisi. Ön libero garanti oynamak zorundadır. O yüzden risk almaz. Bunu herkes anlasın lütfen. Futbolda atılan gollerin %20 si neredeyse hucuma çıkarken kaptırılan toplarla yenir. O yüzden Cristian'ın ya da hiç bir ön liberonun riskli pas atma lüksü yoktur. O yüzden Cristian garanti pas kullanıyor mümkün olduğunca. Pazartesi günü Barcelona - R.Madrid maçı var. Barcelona ön liberosu Sergio Busquets'in kaç kez iki stoper ya da beke pas attığını saat 23:45'te buraya yazacağım. Ondan sonra hep beraber oturup tartışırız.

Gole dönersek şok bir pres yaptı Cristian ve iki kez topu kaparak sonunda Topuz'un harika pasında ( orta demeye dilim varmıyor ) klasik bir Alex golüyle skor avantajı yakaladık. Devreye kadar mükemmel bir baskı kurduk ve neredeyse maçı garanti altına alıyorduk. Zaman yetmedi, Rıdvan Dimen'ın deyimiyle Gonk çaldı ve boksör nefes aldı. İkinci yarıda gene orta saha mücadelesinde başarılıydık. Ne zaman 70.dakika olup değişiklikler yapıldı orada bence gene aynı psikolojik motif öne çıktı. Ofansif oyuncu çıkarıp defansif adam almak takıma skoru koruyun mesajı vermektir. BJK maçından sonra gene aynı hatayı yaptı Aykut Hoca. Bence oyuna Selçuk değil Semih girmeliydi ki bu takıma oyununuza devam edin anlamına gelseydi. Maalesef gene mesaj alındı, defansa çekilindi. Dia'nın bireysel yarattığı penaltı, Niang'ın kötü vuruşu ve İbrahim Akın'ın çok net kaçırdığı gol sonrası ilk kez 1 farkla öne geçtiğimiz bir maçta şans bizimleydi. Top kaleye girmedi ve şansımızında yardımıyla iyi oynadığımız bir maçı aldık.

Abdullah Avcı'nın yaptığı değişiklikleri gerçekten çok beğendim. Aykut Hoca'nın ise bence mantalitesini değiştirmesi lazım. Fenerbahçe skoru korumaya oynamamalı. Real Madrid'le oynamıyoruz ki defansif oyuncu sokuyoruz oyuna. Bence artık şu hamle stilini değiştirmeli. En büyük eksiğimiz bu diye düşünüyorum. Ama pozitif bir olayıda söylemeden geçemeyeceğim. Oyuna kenardan bu kez çok iyi müdahele etti. Takımı kenardan yönetmesi çok başarılı idi. Bu konuda ilk kez bu kadar etkili ve müdaheleci gördüm. Bence çok olumlu.

Son cümlem Caner'e. Maçın kasedini bir daha izleyip kendi özeleştirisini yapsın zira Allah bugün onu çok sevdi yoksa şu dakikalarda herkes tarafından topa tutuluyordu.

Ziya Doğan ve beraberindekiler...

Sevgili Şansal Büyüka daha devam etsin ligimizin marka değeri, o bu yalanlarını halkın beynine empoze etmeye çalışmaya. Şu anda oynanan Konya - Kasımpaşa maçını izliyorum da olay o kadar açık ve net. Ziya Doğan gibi hayatı futbolu çirkinleştirmeye adamış teknik adamlar ile mi bu ligin marka değeri artıyor. Oynattığı takımlara en ufak bir futbol yaratıcılığı katmayan, katı defans yaptıran, büyüklerle yapılan maçlarda dull defans yapıp tekme tokat maç oynatmaya çalışan, oyuncularına rakibin teknik oyuncularına taban ile müdahele edin diyen teknik direktörlerle mi bu ülke futbolu kalkınacak, marka değeri artacak ?????

Siz Erman Toroğlu'nu filan yok etmeye çalışacağınıza önce Rıza Çalımbay'ları, Ziya Doğan'ları, Mesut Bakkal'ları, Hikmet Karaman'ları temizleyin ülke futbolundan. Anti futbolu, futbol oynatmak sanan, rakibe tekme atarak maç kazanabileceğini düşünen zihniyetler gidince bu ülke futbolu kalkınır. Niye Yılmaz Vural o kadar eleştirilmez bu ülkede ??? Adam en azından top oynatmaya çalışır. Görsel güzellik sunar. Niye Abdullah  Avcı parmakla gösterilen teknik direktördür ??? Adam modern futbol oynatmaya çalışır. Niye Yücel İldiz'den herkes saygıyla bahseder ??? Adamın kafasında defans yapmaktan ziyade top oynatmak vardır.

Ne zaman bu bir takımın teknik direktörlüğü boşalır boşalmaz kendilerini binbir aracı sokarak içeriye ittirmeye çalışan zihniyetteki anti futbolcu adamlar yeşil sahalardan temizlenir işte o zaman bu ligin marka değeri vardır Sevgili BÜYÜKA. Kimseyi kandırmayalım lütfen....

26 Kasım 2010 Cuma

İBB - FENERBAHÇE

Süper Lige çıktığından beri bize en çok sorun çıkaran takımların başında geliyor İBB. Akıcı oyunları, genelde yardımlaşarak oynamaları, genelde yapı itibari ile bizim oyun sistemimize ters geliyordu. Geliyordu diyorum çünkü eskiden takımımız ağır oynamayı seçiyordu. Genelde hucumlarımız hep set hucumu oluyordu. Hızlı hucumu pek denemiyorduk. Aykut hoca ile gelen en önemli değişiklik bu oldu herhalde. Orta sahada ani şok presle top kapmaya çalışıp direk hucuma yönlenmemiz.

Yarın ki maçta büyük ihtimalle Aykut Hoca en çok Stoch - Dia ikileminde kalacaktır. Bence doğrusu Dia'nın oynamasıdır zira Dia oynadığında Niang'ın oyuna etkisi %50 artıyor minimum. Bu tamamen alışkanlıkla ilgili bir olay. Yanında oynadığınız oyuncunun stilini biliyorsanız daha efektif olursunuz. Bence bu konuda Dia ve Niang ikilisi birbirlerini güzel tamamlıyorlar. Ek olarak Stoch'un ne olursa olsun ikinci yarıda girip daha etkili olacağını düşünüyorum ben. Çünkü Dia'nın oyun stili onun 60 dakika efektif olmasını sağlıyor. Çok etkin ve fuleli olduğundan enerji ayarlamasını tam düzgün yapmadığını düşünüyorum ben.O yüzden 60-65 dakika Dia'yı efektif kullanıp yorulduğunda da oyuna Stoch ile müdahele etmek en doğrusu gibi geliyor bana.

Maçın bayağı gollü geçmesini bekliyorum. Sabah Lugano kendini bir deneyecek ama en ufak risk görülmesi halinde oynatılmayacak. Bu durumda hele bahis oynayanlar direk 3,5 üstü oynasın çünkü kesin mide krampları yaşayacağız demektir.

Çok önemli bir maç bizim için. Umarım her şey düzgün gider. Önümüzdeki 5 maç gerçekten ligin dizginlerini ele geçirebileceğimiz kıvamda. Ben takıma fazlasıyla güveniyorum. Umarım sonuca gidip artık hepimizin beklediği o ligin tepesini domine eden takım kıvamına geliriz.

Son olarak dua edelimde gene fırtına kıyamet olmasın yarın İstanbul'da. Malum İstanbul 10 derece ise oralar 0 oluyor.

24 Kasım 2010 Çarşamba

İ.B.B maçı öncesi...

Önce Bucaspor maçında çıkan ilk 11'i yazarak yazımıza başlayalım.

Volkan - Gökhan - Bekir - Yobo - Santos - Cristian - Gökay - Topuz - Stoch - Alex -Niang.

Başarılı olan takımda sadece iki değişiklik bekleniyor. Doğal olarak Lugano - Bekir değişikliği. Bunun neticesinde de Santos - Caner rotasyonu.

Baktığımızda senelerdir bize deplasmanda ters gelen bir rakiple karşı karşıyayız. Koşan, pres yapan bir takım. Ancak neticede artık bizim Antep maçıyla beraber puan kaybetme gibi bir lüksümüz kalmadı. Zira bu hafta ve ondan sonraki hafta hep rakiplerimiz birbirleri ile oynuyorlar. Bir anda kendimizi ligin zirvesine 2-3 puan kalmış bulabiliriz.

Takımın temel sıkıntısı bana kalırsa sol kanatta yaşanıyor. Bunun temel nedeni ise oraya dünyanın en iyi savunmacısı da olsa verimli olamayacağıdır zira sol kanadın önünde oynayan ne Stoch ne Dia savunma özelliklerini barındırmıyorlar üzerlerinde. Santos Buca maçında kötüydü. Ama kötü olmasının nedeni sırf kendi değildi. Statta olanlar farketmiştir %90 ilk yarıda en az 5 - 6 tane bindirme yaptı ancak bir tanesinde bile önüne top atılmadı Stoch tarafından, o da kademe kademe oyundan düştü. Böyle olaylar Santos gibi futbolcuları etkiler. Çünkü adamın en büyük özelliği topla yaptığı bindirmeler. Belki de jenerasyonunun en efektif sol kanat hucumcu beki. Ama top olamayınca git gide oyun ile alakasızlaşıyor. Bunun temel sebebi de adamın önceliği hiç bir zaman defans yapmak değil. Biz ondan bunu bekliyoruz. O yüzden başından beri savunuyorum Santos sol önde oynadığında çok daha başarılı bence. Gökhan'ın başarısında Topuz'un ne kadar etkili olduğunu unutmayın. Aynı şekilde formda zamanındaki Deivid'in. Deivid, Zico döneminde deli gibi mücadele eder ve koşar olmuştu. Gökhan bu sayede bu kadar rahat geriyi bırakıp ofansa katılabiliyordu çünkü biliyorduki arkadaki açığı ya Deivid ya da ön liberolardan biri kapayacak. Oyun sistemi içindeki kaymayı doğru yaparsanız böyle ofansif beklerin performansı artar.

Maça gelince. Ben açıkçası gene rüzgarlar fırtınalar kopmaz ise statta bu kez şeytanın bacağını kıracağımıza inanıyorum Belediye karşısında. Zira artık son şanslarımız. Karşımıza kim çıkarsa çıksın farketmemesi lazım. Bir de takımın artık güzel bir özelliği var. niang2ın oynadığı tüm maçlarda ofansif olarak çok zenginiz. Büyükşehir'in ne yaparsa yapsın buna çözüm üretebileceğini sanmıyorum. Ben olsam ufak bir değişiklik daha yapıp Dia ile başlardım maça Stoch'u yedek bırakırdım. Çünkü Dia ile oynarken Niang'ın performansı belirgin bir şekilde artıyor.

23 Kasım 2010 Salı

KrAlex

Bir oyuncu düşünün kilometrelerce uzaktan gelsin, koskoca bir camianın taptığı insan olsun. Alex De Souza hayatımıza gireli tam 7 sene oldu. Fabio Luciano'ya yaptığı asistle başlayan serüven geçen Pazartesi 3.000 - 3.001 - 3.002. golleri atarak devam etti. Keşke fırsat olsa daha nicelerini atsa. Sene başında gitsin diyenlerin eminim %80'i kararlarını değiştirmiştir.

Sizce Fenerbahçe'de senelerdir sorun Alex miydi ? Yoksa yanlış transfer politikası mıydı ? Alex gerçekten koşmuyor muydu ?? Ya da bunlar gerçekten sorun muydu ?? Aslında hepsinin cevabı çok basit. Eğer takımınızda Alex gibi bir oyuncu varsa, takımı Alex'e göre kurarsınız. İşte biz burada yanlış yaptık yıllardır. Denizli maçında kaçan şampiyonluk bu camiayı en az 10 sene geriye götürdü. Kimse bunu kabullenmek istemedi. ama gerçek çok açıktı. Bizi o maç mahvetti. O zamana kadar hep Alex'e göre takım kuruluyordu. O zamanda sonra ise sırf adam almak için adam alındı. Deivid, Kezman, Guiza vs. Eskiden arkasında ve önünde kimler oynuyordu ona bakmak lazım. Appiah - Aurelio - Tuncay - Nobre - Anelka. Siz Alex'in etrafına bu tip adamlar koyarsanız Alex hem atar hem attırır. Bu sene bu kadar gol atmasının sebebi sizce ne ?? Tek kelime ile özetleyeyim. NIANG. Adam tüm defansı o kadar uğraştırıyor ki sonunda Alex istediği alanı alıyor. Niang'a dikkat edin çoğu kanat akınında Niang ceza sahası dışında durur. Bunun nedeni tembellikten koşmaması değil diğer oyunculara stoperi dışarı çekerek yer açmasıdır.

İlk taşı doğru koyduk bu sene. Topuz ve Emre zaten sonuna kadar hak ediyor Alex'in arkasında olmayı. Stoch ve Dia'dan biri illaki her maç eşlik edecektir Alex'e. Tek sorun son isimde. Artık yeni Appiah'ı bulma zamanı geldi diye düşünüyorum. Son parçayı da monte ettiğimiz de inanın bu takım ligin ikinci yarısının tozunu atar. Bakmayın siz 6 puan geride olup sürülerce gol yediğimize. Şu anda ligin başındayız. Daha tam dişliler oturmadı. Üstüne üstlük daha takım içi sorunlu olan isimler var. Nokta transferlerle bu takım uzak ara yapar. Çünkü ligin en iyi ofansif kadrosu elde. Sadece iki nokta transferle iddia ediyorum ikinci yarı namağlup kaparız ligi.

Çünkü Kral dümeni ele aldı.

Hep bizimle kal ALEX.

5 Kasım 2010 Cuma

Eskişehir maçı öncesi...

Önemli viraja giriyoruz. Artık puan kaybına tahammülümüz yok ve sırada nispeten kolay maçlar bizi bekliyor. Maç öncesi sıkıntımız var. Dia, Niang, Gökhan Gönül, Özer, Selçuk, Guiza'nın sakatlıkları sürüyor.  Eskişehir karşısında genç Okan ilk 11'de yer alır %99.

Takımın Volkan - Okan - Lugano - Yobo - Caner - Emre - Mehmet - Santos - Stoch - Alex - Semih 11'i ile maça başlamasını bekliyorum. Kadro olarak ne kadar zengin olduğumuz yukarıda ki paragraf ile 11'imizi birleştirdiğimizde ortaya çıkıyor aslında. Bu kadar iyi bir kadronun ligde bu konumda olması gerçekten çok acı.

Yarınki maça gelince... Çok zor bir maç beklemiyorum. Tipik bir Bülent Uygun takımı taktiği ile orta sahada sık sık taktik faullerle oyun kesilecektir. Ama Bünyamin Gezer buna ne kadar tölerans gösterir bunu bilemeyiz. Normalde kartını kolay çıkarır Bünyamin Hoca am biliyorsunuz MHK Fifa talimatlarını bu sene pek takmıyor. Fifa top oynamaya çalışan takımı koru derken bizim MHK oynatmamaya çalışana prim veriyor. Umarım güzel bir maç olur. Kadro olarak karşılaştırma yapmaya bile gerek duymuyorum açık söylemek gerekirse. Uzak ara maçı almamız lazım.

Son paragrafı da taraftara ayırıyorum. Üzerimizdeki ölü toprağını nasıl atıcaz bilmiyorum gerçekten. Ben maraton üst H bloktayım. Tüm maç çökk çökkkk sesleri duymaktan gerçekten maçlara gitmekten soğudum. Nerede eski maraton ruhu. Nerede eski numaralı agresifliği. 2000'li yılların başında insanların korkudan tribünden kafayı çıkarmadığı günleri özledim.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Kornerden gol yemek... Bursa maçı

Bursa maçı gene umduğumuz gibi bitmedi. Gene yenemedik. Kimine göre iki puan kaybettik, kimine göre 1 puan kazandık. Ben 2 puan kaybettiğimize inananlardanım. Neticede Semih boş kaleye yarım metreden topu yuvarlayabilse yani 67.dkda maç 2-1 olsa Sercan o pozisyonları biraz zor bulurdu. Nitekim kaçırdığımız onca gol, direği yalayarak çıkan şutlar, skorun 1-1'de kalmasının ana sebebiydi.

Aslına bakarsanız Fenerbahçe'nin 6s maçına çıkması gereken kadro sahadaydı Cuma akşamı. Rakibe basıp sindiren daha önemlisi orta sahada pas yapan bir takım vardı sahada. Ancak gene bir olayı beğenmedim açık söyleyeyim. Takım 1-0 öne geçti. Aykut Hoca Cristian'ı yanına çağırdı. O ana kadar ofansif olarak bir şeyler yapmaya çalışan Cristian o dakikadan sonra iki stoperin arasına gömülmeye ve bazı pozisyonlarda da Bursalı Batalla'yı kovalamaya başladı. Bu olmaz. Bu gerçekten olmaz. Çok büyük hata yapıyor Aykut Hoca. Takım kenara baktığında ben inanıyorum ki Aykut Hoca'dan ışık almıyor. Bu çok büyük bir sıkıntı. Ben bu kadar duygusuzca kenarda durmasını yakıştıramıyorum kendisine. Tabii ki bazıları gibi şaklabanlık yapmasın ama orada olduğunu hissettirsin artık.

Maç öncesi yazımda duran toplardan tehlikeli olacaklarını ancak Ali Tandoğan'ın büyük ihtimalle oynamayacağından bu tehlikenin önemli ölçüde azalacağını yazmıştım. Adam iğneyle sahadaydı ve gene ortaları ile bize yoğun tehlike oluşturdu. Nitekim golü de yanlış eşleşmeden yedik. Tamam kabul ediyorum alan savunması yapıyoruz ama Bursa'ya karşı bunu yapamazsın. Ömer ve Turgay gibi Türkiye liginin en iyi kafaya çıkan adamlarından ikisinin oynadığı bir takıma kornerde adam adama savunma yapılır. alan savunması yaparsan adamların geriden gelip sıçrama avantajı ile birlikte senden en az 30 cm yükseğe zıplar ve her gelen geçen topa kafayı vurur. Nitekim maç boyu öyle oldu ancak Aykut Hoca bu olaya maalesef müdahele edemedi.

Diyorum ya zannedersem Aykut Hoca'da bizim gibi yaşayarak öğrenecek bazı şeyleri. Umarım öğreniyordur daha doğrusu. Çünkü bu hataları inanın çoğu teknik direktör yapsa çoktan arkasına teneke bağlanıp kışkışlanırdı. Camianın insanı olmasından dolayı kimse ses etmiyor şu anda. Çünkü şu anda bence en fazla Trabzon maçında puan kaybedilebilirdi. Diğer tüm maçlarda Fenerbahçe'nin rahatlıkla galip gelmesi gerekirdi ve ben bu maçların çoğunda maalesef Aykut Hoca'nın hatası olduğunu düşünüyorum.

Ha bu arada son bir cümle ile bitirişi yapayım.

Sevgili Bülent Yıldırım, taç verdiğin pozisyondan sonra Niang'ın sahalara 15 gün sonra dönebilecek olmasına ne diyeceksin ? Kasap Neill'in adamın dizini hedefleyerek direk tekmeyi sallayıp sonra  da operasyonu kaburga da bitirmesini izledin ya onu diyorum. Çok başarılıydın 8,4 aldın ya ondan herhalde Akhisar - Giresun maçındaydın bu hafta. Ahh yönetim ah... Bir gıkın çıksın. Sokacam kulüpler birliğine adamlar doğruyorlar bizi be başkan...

UYAN ARTIK .... !!!!!!!

27 Ekim 2010 Çarşamba

Bursaspor Maçı Öncesi...

Yarın ligin belki en kritik maçına çıkıyoruz. Bir galibiyet ile geçen haftaki üzüntümüz komple değişebilir. Nedenine gelince. Bundan sonra zor maçımız yok. Tabii ki hiçbir maç sahada oynanmadan kazanılmıyor ancak düşündüğünüzde ligin tepesinde olan Bursa, Kayseri , 8jk, 6s ve Trabzon maçlarını bitiriyorsunuz. Bundan sonra hep sıralamada aşağıda olan takımlar ile mücadele edeceğiz. Bu yüzden ben asıl bu haftanın en önemli maç olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize en önemli rakipleriniz birbirleri ile didişirken siz düşmeme mücadelesi içinde olacak takımlar ile oynayacaksınız. Biliyorum geçen senelerde en önemli handikapımız bu takımlara puan vermekti ancak şu anki kadro yapımız ve oyun stilimiz itibari ile bizim artık bunun gibi puan kayıplarını 8 maçta 1 yaşayacağımızı düşünüyorum.

Yarınki maça gelince. Sahaya %80 Volkan - GG - Bilica - Yobo - Santos - Emre - Topuz - Stoch - Kazım(Caner) - Alex - Semih ( Niang ) 11'i ile çıkacağız. Ben bu kadronun rahatlıkla Bursaspor'u yeneceğini düşünüyorum. Santos'u koymamın sebebi ise taktik idmanda Aykut Hoca'nın uzun bir süre önde Caner arkada Santos'u oynatması. Bu durumda büyük ihtimal Kazım'ı kulübeye çeker. Hoca belli ki 6S maçında yaptığı orta sahayı teslim etme yanlışını farketmiş o yüzden hafta boyu çözüm arayışındaydı.

Bursaspor bence tamamen şişirilmiş bir takım. Ben hala söylüyorum. Biz bu kadar kötü olmasak, ezeli rakiplerimiz ( gerçi artık onlara rakip demeye dilim varmıyor. ) bu kadar çapsız olmasa inanın adamlar da hiç bir şey yok. Küçük takımlar sağolsun bize motive olduklarının 10'da biri Bursa'ya motive olsalar görürüm onları 2 beraberlikle mi yollarına devam ediyorlar. Görüyoruz Avrupa'da inşallah ilk gol pozisyonlarına girerler bir ara.

Yarın ki maçta panik havası olmadan sakin futbolumuzu oynarsak fazla sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyorum. Niang hele oynarsa Fenerbahçe galibiyetinden adım kadar eminim diyebilirim. Rakibin en büyük silahı duran toplar olabilir bize karşı ancak aldığım haberler Ali Tandoğan'ın oynaymayacağı yönünde. Bu yüzden büyük ihtimalle orada da eski etkinliklerinde olamazlar.

Ligin en kritik maçına çıkıyoruz. Bir galibiyet bahar havasına geri dönüş yaratır. Ondan sonrada iddia ediyorum en az 5 puan farkla ilk yarıyı lider bitiririz.

BUNU AÇIKLA BÜLENT YILDIRIM !!!!!!!!!!!!!!!

Türk futbolunun geldiği noktayı özetleyen güzel bir resim görüyorsunuz üstte. Artık Spor Toto Süper Ligi'nde uçarak tekme atmak serbest. Ama önemli olan formanızın rengi. Sarı ve lacivertten oluşan bir forma ile yeşil sahalara adım attıysanız işiniz zor demektir. Geri kalanlara ise hiç sıkıntı yok. Bunu neden mi buraya taşıyorum. Bu konu gündem de kalmasa dahi bir şekilde tüm muhabir arkadaşları devreye sokarak olayı sıcak tutucam.

Tarih 22 Şubat 2010. Fenerbahçe kendi sahasında Bursaspor ile oynuyor. Maçın 82.dakikasında Fenerbahçe ceza sahası içinde oluşan bir pozisyonda hakem tereddütsüz endirek serbest vuruş veriyor. Nedeni Bilica'nın ayağını tehlikeli uzatması. Hakem kim mi ? BÜLENT YILDIRIM.  Biri şu iki pozisyon arasındaki yorum farkını açıklasın. Başka bir şey istemiyorum.




EY FENERBAHÇE'LİLER. UYUMAYIN!!!!!! İNCE İNCE DOĞRANIYORUZ....







26 Ekim 2010 Salı

Yükselen maliyetler ve Pilot takım uygulaması


Gördüğünüz amblem benim çok sevdiğim bir takımın. Kendileri Danimarka'nın köklü kulübü Viborg FF. Kendileri ile tanışmam bahis dünyasına adım atarak iskandinav liglerindeki inanılmaz ekmeği fark etmem ile oldu. Kafaya oynayan sürpriz takımdı Viborg FF.  Kendi sahasında Copenhagen ve Brondby'e kök söktürüp sürpriz skorlarla çok güzel paralar kazandırmıştı zamanında bana. Niye bu takımı örnek mi verdim. Şöyle izah edeyim size. Viborg küçük bütçesi ile büyük işler başardıktan sonra sponsorunun yaşadığı ekonomik sorunlar sonunda ufalmak zorunda kaldı. Bunun doğal sonucu olarakta önce güçlerini kaybettiler, sonra 2.lige düştüler ve son olarakta kulüp satışa çıktı. Zamanında uzun uzadıya araştırmıştım. Rakamı size hatırladığım kadarıyla söyleyeyim. 1,3 mio €'ya kulüp satıldı. ( Tüm branşları ile ) Şimdi size neden bundan bahsediyorum.

Günümüzde transferde inanılmaz rakamlar dönüyor. Yanlış harcanan paralar. Sabır gösterilmeyen oyuncular, erkenden kaybedilen genç yetenekler. İskandinavya'nın iklim yapısı vs. belki bize bire bir paralel değil ancak ortada şöyle önemli bir fırsat var bu konuda. Zaten takımımızın bundan sonra yöneleceği pazar belli ki Avrupa ve Afrika. İskandinavya'nın genel lig yapısını incelediğimizde zaten açıkça ligin genç brezilyalı, afrikalı ve iskandinav oyunculardan oluştuğunu görüyoruz. Şimdi şöyle bir hesap yapalım. Bir takımı 2 mio €'ya satın alsak herhangi bir iskandinav liginden. Sonra 20 tane 500.000€'ya genç oyuncu Afrika'dan, İskandinav ülkelerinden ve Brezilya'dan transfer edip bu takımın kadrosunu oluştursak. Başına 1 mio €'ya gençlerle başarılı bir şekilde çalışabilen bir teknik direktör getirsek. Üstüne bir de senelik 2 mio € genel gideri olsun bu takımın. Toplam maliyet 15 mio € oluyor. Şöyle düşünelim. Bir Stoch transferi için 6,5 mio € bonservis oyuncuya vereceğimiz senelik 2,5 mio € yu katarsak 4 senelik maliyeti zaten 16,5 mio€'ya geliyor. Yani bu demektir ki bir tane genç oyuncu çıkarabilirse bu takım senede o zaman zaten neredeyse kuruluş amacına ulaşır. Tam verim alamayıp diğer takımları satılacak oyunculardan gelecek paraları filan hesaplamayalım bile. Size çok net bir örnek vereyim. Djiby Fall'ı herkes Fenerbahçe - Randers maçlarından hatırlar. Adama hayran kalmıştık. Tek başına tüm stoperlerimizi birbirine vurmuştu adeta. Randers'a Vitre adlı bir Fransız takımından bedavaya geliyor Djiby. Randers'ta başarılı bir sene geçirince Araplar hemen atlıyor ve 1.3 mio€'ya transfer ediyorlar Djiby'i. Orada önemli bir sakatlık geçirince Odense'ye Danimarka'ya geri dönüyor 880.000€'ya. Orada yılın oyuncusu olup 4 mio€'ya Lokomotiv Moskova'ya gidiyor. Baktığınızda neredeyse maliyetsiz keşfedilen bir oyuncu için çok önemli rakamlar. O yüzden işte tabela stresi olmadan yerel ligi gelişime açık bir ülkede düşük maliyetle bir takım alırsak ileride transferde hangi yabancıyı alacağız diye düşünmeyiz. Aynı şekilde kendi genç yeteneklerimizden de iki üçünü yollarsak, hem bank asya gibi sertliğe dayalı bir ligde sürünmekten kurtarırız, hem dil bakımından yetişirler, hem de avrupa futboluna erken adapte olurlar.

Sadece bir sene bir oyuncu az alalım ama bu yatırımı yapalım bence.

Yorumlarınızı bekliyorum.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Derbi sonrası Aykut Hocaya sadece tek bir cümle.

Bir derbi daha bitti. Gene sonuç aynı. Maalesef hüsran.

Çocukken bana rahmetli Cihat Arman bir öğüt vermişti hala kulaklarımda çınlar bunun gibi maçları izlerken. Daha 7-8 yaşındaydım hatırlamıyorum kazma mıydım ya da beceriksiz mi hep kaleye koyarlardı beni. Bir gün adalar vapurundan Cihat Arman'ı alıp kulübe götürecektik babamla. Babam o zamanlar söylemişti birazdan göreceğin insan kuş misali bir oradan bir oraya uçar; şimdiye kadar hiç seyretmediğin, görmediğin bir stili vardır. Tarihimizin en önemli iki üç insanından biridir vs. Çocuk aklı tabii hiç önemsememiştim o kişinin kim olduğunu. Benim derdim mahalle maçında hep yenildiğimiz alt sokağı nasıl alt edeceğimizi ondan öğrenmekti. Malum tarihin en önemli insanlarından biriyse futbolu da çok iyi biliyor olmalı idi. Dedim ki Cihat dede size bir şey sorabilir miyim ? Gayet gür bir sesle " Sor bakalım iki buçukluk." dedi. Biraz rahatlamıştım. Hemen konuya girdim. " Biz arkadaşlarla takım kurduk alt sokakla maç yapıyoruz ama hep yeniliyoruz. Ben kaleci oynuyorum çokta kötü oynamıyorum ama bir türlü yenemiyoruz. " Güldü. "Sen gol yesende yemesende yenilirsiniz iki buçukluk." Sanki maçları seyrediyordu da ahkam kesiyordu gibi düşünmüştüm. Babama kızıyordum bir yandan futbolun her şeyini bilen adamın vereceği fikir bu mu olacaktı bana. Arabada biraz sessizlik oldu. Sonra döndü bana ve sordu. " Kaç kişi sizin takım ufaklık ? " Dedim 6 kişiyiz bir de ben 7. Gene sordu " kaç kişi defansta oynuyor ? " Dedim biz mümkün olduğunca gol atmaya çalışıyoruz ki karşı takımı yenelim. Durdu bana baktı bayağı büyük bir gülümseme suratına hakim oldu. "Kulübe gidince odama gel sen bir iki buçukluk." dedi.

Merak etmiştim sonunda mahalle takımını kurtarabilecek miydim ?? Kulübe varır varmaz koştum yanına gittim. Elinde bir kitap vardı. Güzel bir tebessümle " Okuma yazman var mı ufaklık? " diye sordu. Dedim var. "Al bu kitabı" dedi. "Bunu oku ve anla niye yenildiğinizi." Gene hayal kırıklığına uğramıştım. Futbolun her şeyini bilen adam bana sadece bir kitap vererek olayı çözmüştü güya. Daha sonra dayanamadım sordum. Ben bunu okurum ama sonunda yenebilecek miyiz ??  "Sabırsız bir ufaklıksın" dedi ve ekledi " Bir sonraki maçınız ne zaman ? " Heyecanla cevap verdim. Yarın!!! Duraksadı, güldü, eline ufak bir kağıt aldı ve kalemi ile bir şeyler çizdi. Meraklı gözlerle onu izlerken " Gel bakalım buraya " dedi. Gittim bir baktım kağıdın üstünde çarpı işaretleri var. " Bak Ogün " dedi. " Sen kaledesin, şurada gördüğün iki çarpı senin defansın. Onların önündeki üç çarpı orta saha. Sadece bir çarpı ileride olacak sadece bir kişi ileride bekleyip gol atmaya çalışacak bir de böyle deneyin bakalım nolucak" dedi. Ama bizim orada önemli olan gol atmak dedim . " Siz böyle oynayın merak etme golde atarsınız, rakibinizi de yenersiniz" dedi. Tabii ki inanmadım ama gene de tamam dedim yarın böyle oynayacağız. Kitabı da imzalayıp verdi "Al ufaklık, derslerinden boşta kaldığın her an bu kitabı oku" dedi. Akşam oldu kafamda binbir soru işareti ertesi günü bekledim. Maç başlamadan evvel hiç unutmayacağım şu konuşmayı yaptım. " Arkadaşlar dün FB tarihinin çok önemli bir insanından taktik aldım, böyle oynarsak yenecekmişiz. " Uzun uzadıya anlattım sen burada sen burada diye. Kağıdı o kadar itina ile saklamıştım ki üstünde bir buruşukluk dahi yoktu. Maç oynandı bitti. Gene yenememiştik. Ama bu sefer berabere kalmıştık. 3 gün önce 15 fark yediğimiz takım ile berabere kalmıştık.

Bunca uzun bir anımı niye mi anlattım. Dünkü maça o kadar benziyor ki . Birinin artık Aykut Hoca'ya 4 ofansif geri dönmeyen oyuncunun bir takım için lüks olduğunu anlatması gerekiyor.

Merak etmeyin. Rahmetli Cihat Arman'ın lafını bilerek yazmamıştım. Sona sakladım.

" Oğul sen istediğin kadar iyi kaleci ol; orta sahan boş ise yapacağın tek şey kaleden top çıkarmaktır."

Toprağın bol olsun Cihat Dede.

21 Ekim 2010 Perşembe

Derbi Öncesi Son Gelişmeler

Korktuğumuz başımıza gelmedi. Herkesin içi rahat olabilir Samandıra'da son derece ciddi bir atmosferde çalışıyormuş takım. Şöyle izah edeyim. Aykut Hoca geçen gün Sigma maçından sonra Sami Yen'de 1-0 yendiğimiz maçın kasedini izletmiş takıma. Sonra da maçın tarihçesini anlatmış. O zaman gene bir ton sorunlarla boğuşan Fenerbahçe, avrupa'dan başarıyla dönen 6S'yi fark yemesi beklenirken inanılmaz bir mücadele ile yenmiş ve herkesi ters köşeye yatırmıştı. Futbolcuların bunu izlerken bayağı şaşırdıklarını ve dahası bu rekabetin büyüklüğü hakkında dahada net fikir sahibi olduklarına eminim.

Ciddi oynadığımız anda maçın açık ara favorisi biziz zaten. Kadro olarak gerçekten şu anda adamların çok üstündeyiz ve üstüne üstlük sonucu değiştirecek bir çok ayağımız var ekstra olarak. Dua edelim de Misimoviç ve Elano sahada olsun. Böylece orta sahanın tüm mücadele gücü düşmüş olur. Orta sahayı almamız demek maçın farklı bitmesi demektir zira 6s savunması asla Alex Niang Dia üçlüsünü durdurabilecek özellikte değil. Solda Hakan ya da Insua kim oynarsa oynasın sakar ve ağır. Sarbi'yi yazmaya gerek bile yok. Servet deseniz Niang ile mücadele etmekten büyük ihtimal orta sahadan kaçan oyunculara müdahele edemeyecek.

Ben bu maçta forvet oyuncularımızdan ziyade orta saha oyuncularımızın pozisyonlarda etkili olmasını bekliyorum. Niang duvar vazifesi görecektir. Ayrıca yapacağı çapraz koşular ile Alex - Emre ve Topuz'a yer açacaktır. Maçın tansiyonu kesin yüksek olacak. Ben skor olarak geriye düşmeleri durumunda 6s takımından bir ya da iki kişinin kırmızı kart görebileceğini düşünüyorum zira stres hat safhaya ulaşıcak ve üstüne üstlük bu sefer taraftarlarıda inanılmaz derecede protesto edecektir maç içinde olası bir 2 farklı mağlup duruma düşmelerinde.

Stoch muhtemelen yedeklerde maça başlayacak. Sonuca göre kendine 2.yarıda şans bulacaktır. Hocanın tribüne çıkacak yabancı konusunda sıkıntıda olduğu söyleniyor. Zira derbi maçında Bilica'nın kulübede olmasını istiyor. Ancak öyle bir durumda Santos ile Cristian arasında kalacak. Cristian'ı da oynatma ihtimali yüksek o yüzden bu sefer Santos'u tribünde görebiliriz. Gerçi ben hala Caner'den çok korkuyorum. Defans oyuncusu olmadığı için kart görme potansiyeli çok yüksek. O konuda umarım maçta sıkıntı yaşamayız.

Ve son olarak kapanışımızı yapalım.

Mamadou + Dia + Yobo = 1mt